Siperin diğer tarafı: Askerlikte “Pembe Cephe”

Ailesi tarafından askere gitmeye ikna edilen Ahmet, askerlik sürecinde yaşadıklarını Kadından Haber’e anlattı.

Haber- Yusuf Çelik

Türkiye’de 19-40 yaş arasındaki erkekler için zorunlu askerlik, GBT+ (Gay, Biseksüel, Trans+) kişiler açısından yalnızca bir yük değil; kimlikleri üzerinden yoğun hak ihlalleriyle karşılaştıkları bir süreç olarak öne çıkıyor. Bu süreçte GBT+’lar ya askerlik yapmaya çalışıyor ya da dayatılan “hastalık” normlarına uyduklarını kanıtlamak zorunda kalıyor.

Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), GBT+’ların askerlikten muaf tutulabilmesi için ağır ve onur kırıcı uygulamalar yürütüyordu. Bunlardan biri, cinsel ilişki sırasında çekilmiş fotoğrafların heyete sunulmasıydı. 2010 yılında Alman dergisi Spiegel’de yayımlanan bir makale, TSK’nın bu uygulamasını “dünyanın en büyük porno arşivine sahip bir kurum” olarak nitelendirerek uluslararası tartışmalara taşımıştı. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı, “Eşcinsel olduğunu beyan edenlerden kesinlikle durumlarını belgelemek maksadıyla fotoğraf veya görüntü istenmemektedir” ifadeleriyle iddiaları reddetti ve uygulama fiilen yürürlükten kaldırıldı.

Bugün GBT+’lar, aile hekimleri ve psikiyatristlerden aldıkları raporlarla “savaşta ve barışta askerliğe uygun değildir” belgesi alabiliyor. Ancak cis eşcinseller ve biseksüeller için geçerli olan bu uygulamalar, trans+’lar için farklı işliyor. Cinsiyet hanesi kadından erkeğe geçen trans+’lar önce askerlik şubesine yönlendiriliyor, ardından hastane işlemlerine başlıyor. Bunun tersi durumda trans+ kadınlar ise askerlik çağrısı alıyor ve cinsiyet hanesi erkeğe geçince askerlikten muaf tutuluyor. Teorik olarak ayrımcılıktan uzak görünen bu sistem, pratikte GBT+’ların çeşitli hak ihlalleriyle karşılaşmasına yol açıyor.

“Bunların çözümü var, istersen tedavi ederiz”

İki aylık bir mücadelenin sonunda askeriyede pembe sürece başvuran Ahmet’in deneyimleri ise bu ayrımcı düzenin GBT+’lar üzerindeki yıkıcı olayların tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.  Ahmet’in yaşadığı deneyimler, bu sorunların derinliğini ve sistematik doğasını açıkça gözler önüne seriyor. Ahmet’in hikayesi, GBT+’ların askerlikte yaşadığı zorlukların yalnızca kişisel travmalarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda sistematik bir ayrımcılığın göstergesi olduğunu da ortaya koyuyor. Askere gitmeye karar verdiğinde, toplumun ve ailesinin baskısıyla hareket eden Ahmet, askerliğe başladıktan sonra kimliğini gizlemek zorunda kaldığını aktarıyor. Ahmet, askerlik sürecinde yaşadıklarını şu şekilde anlatıyor:

“Askerde akranlarım tarafından zorbalığa uğradım. Bu yüzden sonraki süreçte kimliğimi gizledim. Cinsel yönelimimi komutanlarıma belirttiğimde, ‘biz sana elimizden gelen her türlü imkanı sağlamaya çalışacağız’ dediler.”

Ancak, Ahmet’in yaşadığı zorluklar bununla sınırlı kalmıyor. Psikiyatriste yönlendirilen Ahmet’in yaşadığı ayrımcılıklar devam ediyor. Yönlendirildiği psikiyatrist, Ahmet’e “Bunların çözümü var, istersen tedavi ederiz” diyor. Usta birliğine geçtikten sonra cinsel yönelimini üstlerine aktardığını belirten Ahmet, “hava değişimi” alarak evine döndüğünü belirtiyor. 20 gün sonra birliğe dönen Ahmet, ardından yaşananları şöyle anlatıyor:

“Rapor uyum bozukluğu olarak düzenlendi. Ancak üç komutan tarafından askerliğe elverişli olduğum yönünde oy kullanıldı. Tekrar bir talep oluşturdum ve burada kalamayacağımı belirttim. Komutan, ‘istersen burada da tek kişilik oda ayarlarız sana’ dedi.”

 “İki aylık zorlu bir süreçti”

Ahmet’in yaşadığı süreç, askerliğin GBT+’lar için ne denli travmatik olabileceğini gözler önüne seriyor. Ahmet, doktoruna yaptığı “İntihar edecek düzeye geldiğim ve gönderilmezsem hayatıma son vereceğim” şeklindeki açıklamalarının ardından kurula yönlendirildiğini belirtiyor:

“Doktoruma intihar edecek düzeye geldiğimi ve gönderilmezsem ‘hayatıma son vereceğim’ dedim. Bu sözlerim üzerine ‘kurula seni yönlendireceğim’ dedi. Kurulda, ‘cinsel kimlik ve davranış bozukluğu yazacağım, bunu kabul ediyor musun?’ diye sordular. Ben, bir bozukluğum olmadığı halde sisteme bu şekilde girildiğini belirttim.”

Uluslararası alanda, askerlik ve vicdani ret hakkı üzerine birçok düzenleme mevcut. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, zorunlu askerliği bir hak ihlali olarak değerlendiriyor. Danimarka, Avusturya ve İspanya gibi ülkeler, vicdani ret hakkını tanırken, Türkiye bu konuda oldukça katı bir tutum sergiliyor. Türkiye’de, askere gitmek istemeyen GBT+’lar için vicdani ret hakkı bulunmuyor; askerliğe uygun olmadığını kanıtlamak zorundalar.

Ahmet’in hikayesi, GBT+’ların askere gitmeyle beraber yaşadığı zorlukları ve ayrımcılığı en

iyi şekilde yansıtıyor. Ahmet, askere gitmeden önce yaşadığı sıkıntıları ve askerlik sürecindeki zorlukları şu sözlerle özetliyor:

“Benim yaşadığım deneyim iki aylık zorlu bir süreçti. Hiç askere gitmemeyi ve bunları yaşamamayı çok isterdim.”

 

Paylaş

İlgili Yazılar